bu korkunç yapış yapış haziran günlerinde, live earth sponsorsuzluk yüzünden iptal oladursun, her sabah saat 8de nefes nefese uyanıyorum, ve masamın üzerindeki vantilatör kendini bile serinletemeyecek durumda. çok soğuk birşeyler hayal ediyorum, limonata mesela, ama başımdan aşağı değil, sadece içten serinletecek beni. neyse ki radar'a 2 gün kaldı, güzel olmalı, güzel.
bu evimdeki gökyüzü eski evdekinden daha geniş. bakınca tatmin olabiliyorum, boğulacak gibi hissetmiyorum. havai fişek sesi geldiğinde nerden geldiğini görebiliyorum, çünkü ben çok severim havai fişekleri, ve yağmurlu havada daha çok şimşek sayabiliyorum.
neşeli insanları seviyorum. insanları, neşeli seviyorum.
ve çok uzun zamandır ilk kez kendimi klavyeyle yazabilecek kadar iyi hissediyorum, ballı yeşil çay içiyorum ve baxter dinliyorum.
sadece konuşamıyorum. sesim çıkmıyor çünkü. çünkü ben rüya, öykü ya da alev değilim. ben duygu'yum.