mmm.
ben vardım.
o vardı.
karanlıktı. sıcaktı.
öylesine güzeldi.
çok konuştuk,,, çok susmuş da olabiliriz.
birden "ondan sonra ben de t'ye bir bira ısmarladım." dedi bana.
başı yoktu.
neden sonra "bir köy kahvesindeydim." dedim, bir sonu olmaksızın.
susuyorduk, ama konuşuyorduk da aynı zamanda.
"sözler havada uçuşuyor." dedim.
"boşver, yakalarız bebek." dedi. sarıldım ona, ciğerlerime çektim iyice.
içimizi görüyorduk, ya da bütünleşmiştik zaten.
aynı anda gördük kediyi de, minik, tekir/beyaz olanı.
pisi pisi dedim ben, gelmedi hiç ama.
ve uyumak için gözlerimi kapattığımda
şu an dünyadaki en mutlu insan ben olduğum için şanslıyım, diye düşündüğüme eminim.
hayatımda hiç köy kahvesine gitmedim ki ben. Labels: and.lemonade |
havada uçuşan sözleri yakalamaya en çok dün gece yaklaşmışlardı. ellerini atsalar, bulutlar oradaydı. beyaz yorganın altında, müziksiz, sessiz, ışıksız. sadece huzur dolu.
sabah uyandığında S. onu daha önce hiç bu kadar güzel görmemişti. karanfil gibiydi. çilleri belirginleşmiş, bembeyaz yüzü daha da beyazdı sanki koyu kaşları ve tupturuncu çillerine inat, masmavi gözleri buz gibiydi. içindeki sıcaklığı duyması için gözlerine bakmaktan başka hiç bir şeye ihtiyacı yok. buz denizi kadar derin, kara delik kadar büyük gözlerine.